10 Temmuz 2014 Perşembe

Neden Geldim Manchester'a?

Özellikle kurumsal yaşamın içindekiler bilir, iş seyehatleri her zaman öyle güzel yerlere gerçekleşmez. Bazen Kağızman'a gidersiniz, bazen Barcelona'ya, bazen Ağrı'da bulursunuz kendinizi, bazen de Roma'da. Kurumsal olmayan girişimci işimin gereği sık sık Londra'ya gittiğimi söylemiştim. (Bu ziyaretlerden çıkan tavsiyerleri BURADA bulabilirsiniz) Geçenlerde Netmera olarak sponsoru olduğumuz bir toplantı için bu kez Manchester'a gitmemiz gerekti. Değişik bir kent göreceğim için mutluydum ancak bu şehirde üç günlüğüne gelmiş bir turist için gerçekten hiç bir şey yok. Belki uzun vadeli geliyor olsak güzel müzik gruplarını dinleme şansımız olurdu ancak onu da yapamadık. Ben de bu şehre gitmenizin neden gereksiz olduğunu fotoğraflarla anlatayım bir de yediklerimizi de çiziktirivereyim dedim.

8 Temmuz 2014 Salı

Positano, Amalfi, Sorrento Notları


Positano muhteşem manzaralara güzel tatlar eşliğinde kavuşmanın adresi
Nasıl oluyor bilmiyorum ama tatil konusunda çok ciddi "moda" söz konusu. Bir sene herkes Mikanos'ta, sonra herkes (sanki çok kolay yapılan bir şeymiş gibi) safari yapıyor, sonra bir bakmışsın etrafında Maldivler'e gitmeyen kalmamış. Herkes çok mu zengin, yoksa bütün eldeki avuçtaki tatile mi dökülüyor ya da biz "en iyi yerde yiyicez başka türlü tatil olmaz" anlayışımız sebebiyle ucuz tatilden anlamıyor muyuz? Bilmiyorum. Sonuç itibariyle bu sene ile birlikte Positano, Amalfi, Sorrento taraflarına yolcu kalmayacak gibi. Hazır hala bir iki çift insan bu tatili beklerken, ben de notlarımla yardımcı olayım dedim.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Roma Notları

 
Oh, şekerim ben en iyisi evde dondurmamı yiyeyim
Herkes yavaş yavaş tatile kaçmaya başladı. Bu sene içimde derin bir kıskançlıkla izliyorum insanları. Normalde haziran ayı içinde mutlaka bir tatil yapmış olurduk. Bu sene sevgili patronum Kaan'ın izin vermeyişi üzerine Ersin'in yoğun çalışma temposu eklenince taaaaaaaaaaaaa Ekim'e kadar tatilsiz kaldık. Belki bir iki haftasonu kaçamağı yapabilicez, hepsi bu. Ekimde yapılacak tatil ise oldukça serüvenli geçecek o kesin. Çünkü üç aile toplaşıp Arjantin-Brezilya gezisine çıkıyoruz!

O zaman gelene kadar eski tatilleri hatırlayıp iç geçirmeye devam! Geçen sene gittiğimiz harika Roma-Positano gezisi sonrası yeterince yazı yazamamıştım. Bu sene bu rotayı düşleyen diğer arkadaşlara yardımcı olmak için benim de çok vaktimi almayacak şekilde kısa notlarımı yazmak istedim.

11 Haziran 2014 Çarşamba

Londra için ipuçları

İnşallah Dr. Who çıkmaz bir yerden
Şimdi diyeceksiniz ki "Ne Londra'sı? Yaz geldi!" Ancak benim yaz tatilime daha çok var. O yüzden idare ediverin! İş sebebiyle sık sık Londra'ya gidiyorum. Başta soğuk ve karanlık olması sebebiyle sevmediğim bu şehre gittikçe alıştım, artık en sevdiğim şehirler arasında sayıyorum. Hatta belki de karanlık ve yağmurlu olduğu için sevdiğim bile söylenebilir! (Aslında içten içe Hogwarts'a gidiyormuşum, birazdan büyücüler çıkacakmış hissini seviyorum)
Bugün bu yazıda Londra'daki İngiliz kültüründen gayet uzak yeme maceralarımdan, kaldığım oteller ve muhitlerden, şehir içinde nasıl yol bulduğumdan bahsedeceğim. Bol bol da Japon mutfağı örneği vereceğim :)

12 Ocak 2014 Pazar

İki Açgözlü Türk / Mandilli di Seta



Mandilli di Seta enfes!
Ersinim'le ikinci İtalya serüvenimiz için düşüncelere dalmışken bir tv programına rastladık. "Two greedy İtalians" (İki Açgözlü İtalyan) isimli bu program iki ünlü İtalyan aşçının seneler boyu İngiltere'de yaşadıktan sonra İtalya'ya dönüp, yerel lezzetleri tekrar keşfini anlatıyor. Antonio Carluccio ismi sanırım kimseye yabancı değil. Kanyon'daki restoranını hepimiz duymuşuzdur. (Ben şahsen hiç sevmem) Genaro ise onun yanında çırak olarak işe başlayıp sonradan yükselen, İngiltere'de zamanında en iyi İtalyan restoranı seçilmiş restoranları kuran, aynı zamanda Jamie Olivier'i yetiştiren adam. İkisi de artık oldukça yaşlı ve tamamen yemek için yaşıyorlar. Her programda İtalya'nın başka bir tarafına seyahat ediyorlar. Klasik otomobillerin içinde, yol boyu orda burda mola verip seyahat ediyorlar. Hem sokak yemeklerini tadıyorlar, hem evlere misafir olup anne yemekleri yiyorlar, hem de aklınıza hiç gelmeyecek dağ başlarında tezgah açıp kendi yemeklerini yapıyorlar. İtalyan aksanı İngilizceleriyle "wonderful" diye diye afiyetle yiyorlar yemeklerini.